Garip geldik gideriz, rafa koy evi
barkı
Tek, dudaktan
dudağa geçsin ölümsüz şarkı.
NFK
Hayat benim içimde akıyor, ben hayatın dışında. Her şey iç
âlemimde başlıyor, sürüyor ve bitiyor. Bu mânâda hayattan kopuğum. Şüphesiz,
bir mücadele adamı değilim. Ben kaçıyorum! Kendimden ve sureta olan her
şeyden... Sureta, yani ruhsuz, kaba ve aşksız... Nereye bu kaçış? Kitaba ve
söze sığınıyorum. Kitaplar dost bir dünya ve söz ise tükenen bir şey; noksan,
arızalı...
Halimde ne yeni bir lisan, ne de
konuşabileceğim yeni sözler. Sükûtu beceremiyorum ve söz kifayetsiz.
Hayatımızın anlamı kayıp veya ortada biz yokuz! İnsan kapalı, gönül kapalı!
Açık olan: sokak ve sokakta kayıp insanlık... Nerede, kaç yaşında olursak
olalım; çocukluğumuzu, alışkanlıklarımızı ve derunumuzu yanımızda taşıyoruz.
Okudukça yalnızlaştık, yalnızlaştıkça okuduk. İçimde fırtınalı bir deniz ve
bitmeyen seyahat... Boğulmamaya çalışıyorum.
...
Kelimelerden örülü bir dünya kurdum kendime. Herkesin anlamadığı
bir lisandır hâlim şimdi. ‘Cümle kapısından' girilen bu dünya; sureta olan her
şeyden uzaktır. ‘Mâsiva' kokan libaslarımı eşiğinde
bırakıp, sığındığım diyardır...
Bu gölge hayatın müflisiyim. Yeryüzü gurbetinde benimdir
diyeceğim bir mekânım olmadı. Eşya ki, bize nereye kadar eşlik edecek? Eşya
belki insandan daha uzun ömürlüdür ve eşyanın mekânı burası; burası ruhuma
gurbet. Vazgeç hırçın çocuk! Sahiplenmekten, varlık iddiasından ve kazanmaya
çalışmaktan. Yen öfkeni, mutedil ol/teslim ol.
Yukarıdaki satırlar muhtelif
zamanlarda, bir nevi günlüğe kaydedilen kırık dökük ifadelerdir. Başlı başına
bir anlam ifade etmemekle birlikte, içimizde ne gibi tortuların biriktiği
hakkında bir fikir vermesi babından kayda alınmıştır. Yani içimize tutulan bir
aynaya yansıyanlardır...
Dostlar!
Hayatı anlamlı kılan, inanç, fikir ve
bu çerçevede şekillenen tasavvur, tahayyül ve telakkilerimiz; esasen
yüreğimizdir. Yüreğimizde neler yok ki... Yaşadığımız mekânlar ve dayatılan
hayat tarzı her birimizin zaman zaman yalnızlık
hissine kapılmamıza sebep olmakla birlikte; esas olan bir çay ocağının dar
mekânında veya her hangi bir yerde, her hangi bir zamanda, dostlarla hemhal
olmaktır. Ve ayna olmak... Kaybolmamak için, kendimizi bulmak için ihtiyacımız
vardır dostlara. Halimize baksınlar; usanmış, yorulmuş, hayatın yakasını
bırakmış gibiyiz. Heyecanımız yok...
Şehrin herhangi bir yerinde açan gülü görmeliyiz; erguvanı da ve
o gülün rayihasını da hissetmeliyiz. Ancak, hayatının en güzel yıllarını en
güzel gayeler için bedel olarak sunan güzel insanlar, zamanenin arsızlığı
karşısında vakur duruşunu da göstermeli... En güzel şiir yazıldı; en iyi beste
yapıldı, yeni bir Süleymaniye inşa edemeyiz gibi değerlendirmeler doğru olmakla
birlikte, muhatabımıza, belki önce kendimize hitap eden anlamlı yazılarımız,
edep dairesi içinde hududa riayet ederek söyleyecek sözlerimiz olmalı.
Biz geceyi yorgan gibi örtünen şeb-i
Yelda kuşları, uykuyu gaflet bildik ve muhayyilemizde güzel rüyalar tasavvur
ettik ki hâlâ aynı rüyadayız...
Şeb-i yeldayı muvakkit, müneccim ne bilir
Erbab-ı gama
sor ki geceler kaç saat
İsa
YAR
İsa YAR’ın Biyografisi
20.05.1961 tarihinde Ordu’nun
Perşembe İlçesinde (Okçulu Köyü) doğdu. İlk ve Orta Öğrenimini Büyükağız’da (Kovanlı) tamamladı. (1975) Perşembe Öğretmen
Okulu'nda 1 ay okuduktan sonra, aynı yıl Çankırı Sağlık Kolejine
kaydoldu. Yatılı okulun son yılını Ankara Keçiören Çevre Sağlığı kolejinde
tamamlayarak (1979), Toplum Sağlığı
Teknisyeni olarak mezun oldu. Aynı yıl Ankara Kanser Daire Başkanlığında
(BCG 2. Grup Başkanlığı) Sağlık Memuru
olarak göreve başladı.(22 ay süren ilk görevi esnasında:
Ankara/Çubuk/Kızılcahamam/Çamlıdere;
Kastamonu/Tosya/ İhsangazi; Çorum/İskilip/Alaca;
Yozgat/Boğazlıyan/
Akdağmadeni /Sarıkaya/Çekerek; Kırşehir; Nevşehir/Avanos;
Konya/Kulu/Ereğli/Ermenek/
Yunak/Bozkır;
Erzurum/Horasan/
Tekman/ Karayazı/Hınıs gibi İl ve ilçeleri köylerine kadar görevi gereği
gezdi/gördü.)
1981-1983
arası Samsun Sahra Sıhhiye Okulunda vatani görevini yaptı. Anadolu
Üniversitesinde (1993), Yüksek Öğrenimi tamamladı. Adana (Düziçi, Bahçe) ve
Ordu (Çaybaşı, Ünye)'da göreve devam etti/etmektedir... Evli ve dört çocuk
babasıdır.
Edebi Hayatı:
İlk şiiri
‘Fetih ve Fatih' 1977 yılında yayınlandı. Şiir ve deneme yazıları bu yıllarda
‘Milli Fikir, Ufuk, Gerçek, Yeni Nesil' gibi dergi ve gazetelerde yayınlandı.
‘Uzun bir sükûttan sonra' şiir ve deneme yazılarını çeşitli dergi ve yayın
organlarında neşretmeye başladı.
Çalışmalarının Yayımlandığı Dergiler:
İnsan ve
Kâinat, Türk Edebiyatı, Berceste, Bizim Külliye, Sükût, Yakamoz, Sızıntı,
Kadıköy life… (Yeni Nesil, Türkiye, Çaybaşı, Hizmet Gazeteleri)
Diğer Etkinlikler:
Yunus Emre
şiir ve Kompozisyon yarışması jüri üyeliği (2005, 2006,2007). Bir radyoda(melodifm) haftalık kültür-edebiyat sohbet programı
yapmaktadır.
“Bu yazı ve biyografi Sayın İsa YAR’ın www.isayar.net
internet sitesinden alınarak yayımlanmıştır.”