Neler Oluyor Bize

Evet, neler oluyor bize! Söze bu şekilde başlamak…

Biz mi?

Biz sağlık çalışanları... Yaptığımız işi her zaman kutsal gören ve bu sebeple de kendimizi insanüstü gören biz. Bu kutsiyeti kim ve neden vermişti bilinmez ama herkesin dilinde bir kutsallık. Bakıyoruz öğretmenliğe oda kutsanmış. Yargı aynı şekilde, askeriye aynı şekilde. Yani kutsal olmayan yok. Peki, bir mesleği kutsal yapan nedir hiç düşündük mü?

Bence düşünme ihtiyacı bile hissetmedik. Hatta korktuk. Yargı üyemiz vicdanıyla cüzdanı arasında kalıyor. Sağlık çalışanımız performansıyla hastası arasında, öğretmenimiz dershaneyle okul yani eğitimle öğretim arasında kalıyor….Çoğaltabileceğimiz diğer birçok örnek…

Tekrar başa dönmek istiyorum bu mesleği kutsayan neydi? Belki de insana dokunabilme yetkisini veren tek meslek olması. Belki de ana karnına düştüğü andan itibaren dokunulmazlığına inandığımız ve bu andan itibaren bile yaşamına saygı duyacağımıza yemin ettiğimiz varlığa dokunabilme yetkisi. Evet. Bu açıdan mesleğimiz kutsal. Ancaaak...

Ancak bizler buna ne kadar özen gösteriyoruz. Olayı biraz somutlaştırmak istiyorum. Serviste yatan bir çocuğun ailesine kızarak çocuğun tedavisini geciktiren hemşirenin anlayış, amirine kızarak yapması gereken işleri yapmadığı halde yapmış gibi görünen teknisyenin anlayışı nasıl açıklanabilir bilmiyorum. Bunun yanında ameliyat için iki ay sonraya gün verilirken performans uygulamasından itibaren bir hafta sonraya gün verilebiliyor. Performans öncesi saat üçten sonra ameliyat yapılmazken şimdi hafta sonu bile ameliyat yapılabiliyor. Ne diyelim performansınız çok olsun! Ancak vicdanınız da.

Son birkaç yılın gözde konusu performans. Öyle ki performans öncesi kırk hasta baktığı zaman yorulan arkadaşlarımız o sihirli kelimelerin telaffuzundan itibaren yüz hasta bile onları yormaz oldu. Ve olan oldu.. sohbetlerin konusu performans oldu. Anlayacağınız performansımız arttı. Çok iyi hatırlıyorum sağlık ocaklarında hekimlerimiz yoğun günlerde poliklinik yapmak istemezken sonraları bu yoğun günler paylaşılamaz oldu. Acillerimize gelen hastalar (gerçek acil vakalar değil)” normal polikliniğe git” diye gönderilirken şimdilerde eşe dosta nöbetçi olduğumuz söylenir oldu. Evet, ne oldu bize birden coştuk çalışmak istemeye başladık. İşin ilginci yöneticiler de bu durumdan memnun hastalarda, eh performans alanlarda. Başhekimler tahlil- tetkik imkânlarını artırdı, her türlü tıbbi cihazı temine etmeye koyuldu. Anlayacağınız iş güzel… Paralar geliyor… Karlar muhteşem. Hatta cirolar öyle yükseliyor ki özel idare bütçesini katlıyor. Ne diyelim… Allah daha çok versin!..

Bir gün, sihirli bir söz daha… Hasta başına sabit ücret… Aman Allahım o da ne! Batıyoruz!.. Göçüyoruz!.. Bittik!... Derken, hesaplar kitaplar. Hekimler uyarılır, “fazla tetkik istemeyin.”

Şimdi soruyorum bir gün önce istenen hiçbir tetkike uyarıda bulunmayan başhekimler şimdi ne oldu da uyarıyordu?. Bu durum ne kadar etikti?. Dahası bir gün önceki diyabetik hasta ile bir gün sonraki diyabetik hasta arasında ne fark vardı da tetkik sayıları değişmişti.

Ne olmuştu bize bir günde daha bilimsel takılmaya mı başladık acaba! Yoksa, cebimize dokunacak bir şeyler olduğunu mu hissettik.

Duyuyorum, bazı hastanelerde ayaktan tedavide devletin vereceği paket fiyat aşılınca vezne görevlisi hekimi uyarıyormuş. Ne kadar onur kırıcı, veznedeki memur hekimi uyarıyor, “Hocam kotayı aştınız!.”

Ne oldu bize!

Yoksa üç kuruş uğruna yeminimizden mi, şerefimizden mi, insanlığımızdan mı vazgeçiyoruz.

Hayır!.. Hayır!.. Böyle bir şey olamaz, olmamalı…

Düşünüyorum, ne zaman performansı unutupta, “Günde belli bir sayıda hastaya bakabilecek kapasiteye sahip insanlarız” diye isyan edeceğiz. Bilmiyorum farkında mıyız o gün gelen hastaların tamamını bakmak zorunda kalan robotlarmışız gibi davranıyor ve davrandırılıyoruz.

Ne zaman kendi hakkımızı arayacağız?

Ne zaman mı? Bizler bir ekip olduğumuzu hissettiğimiz zaman. Yani hekiminden hizmetlisine bir ekip. Hepimiz her birimizin hakkını hep birlikte savunduğumuz zaman. Sağlık hizmetini insan onuruna yakışır bir şekilde vermek istediğimizi haykırdığımız zaman

Bizler savaş yaralıları içinde kendi oğlu önüne geldiğinde diğer yaralılardan farklı bir muamele yapmayan, hatta düşman askeriyle kendi askerini ayırt etmeden tedavisini yapan ecdadın torunlarıyız. Bizler bir çocuğu aşılamak için at sırtında dağlara mezralara giden hocalarımızın öğrencileriyiz.

Biz daha başkası olamayız olmamalıyız.

 

Uz.Dr. Fatih KARA