![]()
Sağlık Memurları Derneği |
| Yazarlar |
|
KUĞUNUN SON ÖTÜŞÜ
Bir başka deyişle;
“İstanbul elbet fetholunacaktır; Onu
fetheden asker ne güzel asker! Onun kumandanı ne güzel kumandan” Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni Almanya’nın yanına iten İngiltere’nin amacı Balkan Savaşında perişan olmuş Osmanlı ordusunu kolayca devre dışı bırakarak boğazları geçip İstanbul’u almak ve Osmanlı’nın işini bitirmektir. Lord Kitchener bu işin çok kolay olacağı görüşündeydi. Kaldı ki Osmanlı Ordusunun elindeki silahları oldukça eski ve eksikti. Bütün şartlar İngiliz armadasının lehineydi. Boğazlar geçilirse Ruslara yardım ulaşacak ve dünyanın haritası yeniden çizilecekti. Ama bir şey hesaplanmamıştı. Mehmetçik’in çelikten gövdesi. İngiliz ve Fransız donanmasının acımasız toplarından atılan bombalar Mehmetçik’in çelikten gövdesinde erimişti. Cehennemi aratmayan vahşet tablosu Akif’in dizelerinde şöyle şekilleniyordu.
Mehmetçik namusunu çiğnetmemişti. Mağrur İngiliz ve Fransız komutanları yenilgiyi kabul etmiş “Çanakkale Geçilmez” yazısının altına imzalarını atarak; perişan halde boğazın soğuk sularına kurban verdikleri gemilerini bırakıp çekilmişlerdi. Bu sadece Çanakkale’nin geçilmezliğinin ispatı değil, Dünya’nın geleceğinin de şekillenmesiydi. İngilizlerin prestij kaybı sömürgelerini cesaretlendirdi ve sömürgelerini birer birer kaybetti. Rusya’ya yardımın gitmemesi Bolşevik devrimine neden oldu. İngiliz ve Fransız ekonomileri önemli ölçüde zarara uğradı. Bu ülkelerde ciddi hükümet bunalımları yaşandı. “Çanakkale’nin Geçilmez”liği bugün şu gerçeği haykırıyor! Dünyanın jandarmalığına soyunan ABD’nin aradan sıyrılıp öne çıkmasında Çanakkale en önemli faktördür. Allah (c.c.) “Kuğunun son ötüşünü muhteşem kılmıştır.” “Kuğumuz” ölürken bile tarihi değiştirmeyi başarmıştır. Ne acıdır ki; fildişi kulelerini Mehmetçik’in et ve kemikleriyle yapan “Maskara mahlukatların” Çanakkale Destanı’nı yeniden okuması gerekir. Hoş! Gerçi “Tek gözlü ve tek kulaklı medeniyet” bu haliyle defalarca okusa yine anlayamazdı ya… onlar; matarasındaki suyunu yüzlerce metre uzaklardaki siperde can çekişen Anzak askeriyle paylaşan Anadolu çocuğu Osman’ı, yine torbasındaki son ekmek kırıntısını o askerlerle paylaşan Hasan’ı, yaralı Anzak askerini omzunda taşıyarak Anzak siperlerine götüren Mehmet’i anlayamazlardı. Çünkü onlar yarasadır! Yarasalar ışıktan ve gerçeklerden hep kaçarlar. Onların dünyası karanlık ve rutubetli mağaralardır. Mağara devrinde ne kadar medeniyet varsa bugünde o kadar medeniyetleri vardır. Mağara medeniyet tarihini yazıp güya toplumlara medeniyeti öğreteceklerdi. Medeni bir milleti “soykırım”la suçlayan yarasalar şunu unutuyorlardı. “Yaratılanı hoş gör Yaratandan ötürü” felsefesiyle yoğrulmuş bir millet soykırım yapamaz. Soykırım yapacak olsaydı, Sultan Alparslan Romen Diyojen’i serbest bırakmazdı. Osman suyunu, Hasan torbasındaki son ekmeğini paylaşmazdı. “Güneşin doğduğu ve battığı yerde şahit gerekmez. Güneşin olmadığı yerde şahite gerek vardır.” 90. yılında dünya seni anlamasa da seni anlayan birileri var. Ne mutlu sana O’nunlasın, kıskanıyorum!..
Ali BÜLBÜL Türkçe Öğretmeni Konya Atatürk S.M.L. |
|
© Copyright Sağlık Memurları Derneği |